7 Kasım 2016 Pazartesi

İki şirket masalı-canım bir masal anlatmak istedi...

Bir varmış bir yokmuş. Çok büyük bir şirket varmış. Bu şirkette herkes değişmek istiyor ve değişebilmek için çeşitli projeler hazırlıyorlarmış. Bu uğurda toplantılar yapıyor ve sadece zaman değil paralar harcıyorlarmış. Gel gelelim olması beklenen değişim bir türlü istedikleri gibi gerçekleşmiyormuş. 
Hazırladıkları projenin başarısız olması proje sponsoru konumundaki bazen insan kaynaklarının, bazen birimlerin en büyük kabusuymuş. Bundan o kadar korkuyorlarmış ki kendilerine gerçek sorular sormaktan kaçınıyorlarmış. Gerçek sorular olmayınca doğru cevaplar da olmuyormuş. 

Genellikle yöntemleri proje konusunda keskin olmayan, her an dönebilecekleri şekilde sınırlar çizmek, ellerindeki bilgileri kendilerine saklamak bir şey yapılamayacak noktada ortaya kendileri için kullanabilecekleri bir koz olarak çıkarmakmış.Bu şekilde kabahat altın kolye olsa kimse boynuna takmaz şeklinde kendi hatalarını halının altına süpürüp devam etmekteymişler. 

Durum böyleyken hazırladıkları projelerin samimiyeti de sorgulandığı için kimse kendini gerçekten açmadan, farklı maskelerle çalışıp devam etmekteymişler. Bir şey eleştiri alırsa bu dünyanın sonu olacağı için kimse risk almıyor ve neden bir şeyler değişmiyor diye sızlanmaya devam ediyorlarmış. Bu şirketin çalışanları stresli, orada daha ziyade mecbur olduğunu düşündüğü için çalışan, soluk benizli ve gergin insanlarmış. Bu şirket açık ve net olmanın, şeffaflığın, destekleyici yaklaşımın, samimiyetin bir şirket kültüründeki en temel yapı taşlarından olduğunu bilmiyormuş. Bu şirketin çalışanları amigdalaları her an saldırıya uğramaya hazır ve ya saldırmak üzere beklemede olmaktan esas çalıştırmaları gereken kortex tabakayı yeterince kullanamıyormuş. Yapılan tüm eğitim ve gelişim çalışmaları bazen koltuğundan kaygı duyan sponsorlar tarafından bile baltalanıyormuş. Kendi kuyruğunu kovalayan ve  yiyen kedi gibiymişler.

O sırada dışarda başka bir şirket daha varmış. Burada birbiri ile konuşmaktan korkmayan, hatalarından ders çıkaran, bir sorun olduğunda bunun sorumluluğunu üstelenen, suçlama değil öğrenme üzerine hareket eden insanlar çalışırmış. Tabi ki onlar da bir sürü zorlukla karşılaşmaktaymışlar. Ancak bu şirketin insanları beraber hareket etmekte, birbirine güvenmekte ve kendilerini değerli hissetmekteymişler. 

Hal böyle olunca performansları yüksek, yaratıcılıkları zenginmiş. Yorulurken bile mutlulukla yoruluyorlarmış. İşe giderken heyecan duyuyorlarmış. Bu şirkette bağlılıklar yüksek, insanlar daha huzurlu ve mutlu çalışıyorlarmış. 

Çalıştıkları şirketten ayrılmak bir yana daha fazla ne yapabilirim diye düşünmekteymişler. Dürüstlük, açıklık, netlik, şeffaflık, samimiyet, destekleme onların benimsedikleri ve uyguladıkları değerlermiş. Bir saldırıya uğrama endişeleri olmadan kendilerini ifade edebiliyor, fikirlerini paylaşabiliyor ve risk alabiliyorlarmış. Böyle olunca onları rakiplerinden daha ön sıralara taşıyacak yenilik ve gelişimler iş akışlarının birer parçasıymış.

Şirketlerin yaşam yılları insanlarınkinden farklıymış. Nelerin önemli ve kalıcı olduğu zamanla fark edilmiş. Zamanın o diliminde hayat herkes için giderek zorlaşmış, Dışarıda fırtınalar koparken zeminini sağlam değerlere bağlayan şirketler ayakta kalırken, kendine yalanlar söyleyip bu yalanlara inanlar yerle bir olmuşlar.

Bu hikayede sizin şirketiniz hangisine benziyor?
Hangisinde çalışmak isterdiniz?
Öğrenen, gelişen, çalışanlarına değer veren, açık, samimi, özgün, sürüdürülebilir başarı ve dengesiyle örnek olan bir şirket için kendinizde neleri değiştirmek istersiniz?

Ocak 2016 

İş arkadaşımı sevmek zorunda değilim!

Koçluk çalışmalarımda ya da eğitimlerde zaman zaman karşıma çıkan söylemlerden biridir, onu sevmek zorunda değilim. Onu sevmeden de onunla çalışabilirim.

GERÇEKTEN Mİ?!!!! 
SEVMEDİĞİN BİRİ İLE YILIN 350 GÜNÜ GÜNDE 8 SAAT GEÇİRMEK NASIL BİR DUYGU????

Açıkçası benim kalben karşı çıktığım bu yaklaşıma beyinle ilgili araştırma sonuçları da karşı çıkıyor. Şöyle ki, eğer etkileşimde bulunduğumuz kişi kendi grubumuzdan, takımımızdan biri ise daha çok yaklaşmacı bir tavır sergiliyoruz. Bunun sonucu da onların fikirlerine daha açık olabilmeyi, yeni fikirler geliştirebilmeyi getiriyor. Onlarla hedeflerimiz, düşünce ve duygularla olan bağlantımız,  oxytocin salınımını tetikliyor. Oxytocin aşk ve bağlılık hormonu olarak bilinen keyifli hormonlardan biri. Yine takımımızla ortak bir hedefi gerçekleştirdiğimizde ya da bir oyunu sahneleyenler performanslarını sergilediklerinde aynı hormon harekete geçiyor.

Aynı ekipte olmanın önemi eski çağlarda kabilemizden olmayan ve bulunduğumuz yere gelen kişilerin yaratma potansiyeli olan tehlikelerden öğrenilmiş. Bugün bu sistem içimizde bir yerde tetiklenmeye hazır bekliyor. Henüz arkadaş çevrimimize almadığımız kişilere karşı daha tedirgin ve tetikte oluyoruz.

Kendimizi yabancı bir ortamda bulduğumuzda daha çok gözlemci konumda olduğumuz dakikalar, ortamı anlama ve nereden dahil olacağımızı çözmeyle alakalı. Bu beynin ortama kendini adapte ediş şekli.

Yine araştırmalar gösteriyor ki uzun ve sürdürülebilir mutluluk sosyal ilişkilerimizin kalitesi ve yoğunluğuna bağlı.

Diğer insanları anlamaya çalışırken tehdit duygumuzu ortadan kaldıran ya da aza indirgeyen formüllerden biri de aynı olduğumuz alanları keşfetmek. Aynı yerden gelmek, aynı okula gitmek, aynı ilgileri paylaşmak, aynı deneyimlerden geçmek gibi. Aynılık durumunu yakaladığımızda kendimizi grubun bir parçası olarak görüyoruz.

Hal böyleyken arkadaşlık duygusunu yaratmak, aynılıkları bulacak sohbetlerden geçiyor. Dolayısı ile eğer daha iyi iş ilişkileri, daha mutlu bir yaşam, daha etkili takımlar, daha yaratıcı bir ortam ve işbirliği istiyorsak birbirimizi sevmeliyiz. 

Aralık 2015 

Başarılı Takımların Sırrı!

Liderliğin önemli sınavlarından biri başarılı takımlar kurmak ve bu takımları paylaşılan vizyona doğru harekete geçirebilmek. Çünkü başarı çok bireysel görünse de takım işidir. Bireyin tek başına ulaşabileceği başarı noktası ile takım olarak ulaşılabilecek başarı noktası arasında ciddi farklar olur.  Tabi bunun için başarılı bireylerin takım içinde de başarıyı yakalayabilmeleri gerekir.

İş hayatı da takım sporlarında olduğu gibi bireysel başarının takım başarısı ile dengelenmesini ve toplamda ulaşılacak sonucu değerli görür, onurlandırır. Yanındaki arkadaşlarını hiçe sayarak, onların oyuna katılmasının önünü kesen, top kendisine geçtiğinde çevresindeki herkesi unutarak tek adamlığa oynayan kişi sonunda takım dışı kalmaya mahkumdur. Bu tavırlar bir süre girişkenlik, güç, yetenek, açık olmak, tuttuğunu koparmak gibi algılansa kişi bir üst pozisyona çıkana kadar sürer. İşte orası sıkıntının başladığı yerdir. Takımda kabul görmek, takip edilmek, zor zamanlarda bir arada kalabilmek, zorlayıcı hedefler koyup başarabilmek, hedeflere giderken beraber gelişebilmek, aynı dili konuşmak, takımın üyesi olduğu için mutluluk duymak, yüksek motivasyon, iş tatmini, mutluluğu söz konusu olduğunda topu alıp sadece kendi ekseninde oynayan liderin liderliği uzun sürmez. Anket sonuçları, iş sonuçları, kulaktan kulağa yayılan şikayetlerin işaret ettiği yerde spotların altında tüm bu bireysellik çabalarının karşılığı durur.

Peki güçlü ve başarılı takımların en önemli sırrı nedir sizce? Yüksek hedefler koymak mı? Bunu pek çok kişi yapıyor. Peki kaç takım hayret uyandıracak başarıya imza atabiliyor? Sizinle kendi deneyimlerimi paylaşayım. Kişinin kendini açabildiği, artısını ve eksisini rahatça paylaşabildiği, zor zamanlar dahil bundan zarar görmediği, güveninin zedelenmediği bir zeminde herkesin birbirine empati gösterebildiği takımlar güçlü ve başarılı olurlar. Bu iki özellik takımın içinde sürdürülebildiği müddetçe takımın başarısı ve gücü de devam eder. Belki nöroloji liderlikte ilgilenmeden önce bir takımı böl yönet, oyuncuları birbirine karşı kışkırt, arada zehirli rekabet yarat taktikleri geçerli olabilirdi ama artık bunun doğru olmadığını biliyoruz. Maalesef hala ekiplerine bu tür söylevler çeken, hedef koyarken belirsiz rol tanımlarından hareket ederek, ödülü muğlak bırakan, cezayı işaret ederek, takımın tehdit duygusunu harekete geçiren ve amigdaladan yöneten liderleri hala duyuyorum. Kısaca amigdalanın uyarılması ile esas ihtiyaç duyulan analiz, birleştirme, problem çözme, yaratma fonskiyonlarının olduğu frontal lob devre dışı kalırken liderin elindeki takım, yeteneklerinden çok şey kaybetmiş oluyor.

Liderliğin değerlendirme noktalarından biri de kişinin kendi öz kaynaklarını iyi yönetmesinden başlayarak, takım içinde nasıl olduğunu, etkileme gücünü, yöntemini, sürdürülebilirliğini, ne tür bir duygu uyandırdığını, başkalarını dahil etme konusunda ne kadar istekli olduğunu, paylaşma konusundaki eğilimlerini araştırmaktır. Çok da zor değildir aslında, sunumları hep kendisi mi yapıyor, önemli toplantılarda sahnede sadece kendisi mi var, biz yerine ben mi diyor, hata işaret edildiğinde ateş hattına takımdaşını mı sürüyor, çevresindekilerin yüzü ışıltılı mı karanlık mı, içerde kim nasıl gelişme gösteriyor?... Bunlara göz ucuyla bile bakılsa fotoğraf son derece nettir. Bu günün dünyası hayatın her alanında farklı takımlarla uyum içinde ilerleyebilmeyi başarıda önemli yetkinliklerden biri olarak sunuyor önümüze. Dikkat etmeye, uğraşmaya değer…

Mayıs 2015

Kazanmak için Oynamak!

Kazanmak için oynamak!
Televizyonda kanallar arasında gezinirken bir an Sergen Yalçın ile yapılan röportaja kulak kabarttım ve konu ilgimi çekti. Spor Toto Super Lig 28. Hafta’da Mersin idman Yurdu, Medicana Sivas Spor’u 90 dakikaya 1-0 mağlup girmişken attığı golle durumu eşitliyor ve  +3 de attığı golle deplasmandan galibiyetle ayrılıyor.

Maç severlerin ilgi ile izlediğini düşündüğüm bu karşılaşma hedef koyma ve hedefe koşma konusunda istikrarın ve son saniyeye kadar mücadelenin önemini bir kere daha ortaya koyuyor.  Sporda her saniyenin kritik olduğunu Turkish Airlines Euroleague Anadolu Efes Real Madrid karşılaşmalarında farklı anlarda yaşadık. Benim unutamadığım anlardan biri Anadolu Efes- Real Madrid 3. karşılaşmasında son saniye Matt Janning’in attığı basketle kendi evinde galibiyet yaşayan Anadolu Efes’in ve hepimizin mutluluğu. 

Tıpkı spordaki gibi kurumsal yaşamda, özel yaşamda, hayatın her alanında hedef koymak ve bu hedefe giden adımları doğru konumlandırmak çok önemli. 

Hedefe giden yolda nerede gevşediğimiz, nerede yorulduğumuz, nerede vaz geçtiğimiz başarımızı birebir etkiliyor.

Son saniyeye kadar yüksek performans gerektiren spor karşılaşmalarında olduğu gibi, yaşamın alanlarında başarı ve ilerleme için kaynaklarımızı hedeflerimizle uyumlandırmak ve oradan ilerlemek sonucu doğrudan etkiliyor. Kırılma anlarımızda kendimizi nasıl destekleyebileceğimizin şifreleri yine kendimizi tanımaktan geçiyor. Duygusal zekanın kendinin farkında olma alanı gelişebilir bir alan. Bu alanda ilerlemek için geri bildirimlere açık olmak, destek almak ilerlemeyi süratlendiriyor ve kuvvetlendiriyor. Kişisel gelişimin ve büyümenin özünde kişinin kendisi ile ilgili çalışma yapma isteği ve bu konudaki istikrarı var. Bunun excelde rapor hazırlamayı öğrenmekten, pazarlama konusunda yeni akımları araştırmaktan, İngilizceyi geliştirmekten, topluluk önümde bir proje sunumu yapma konusunda gelişmekten farkı yok. Ne kadar çok çalışılıp pratik yapılırsa sonuç o kadar başarılı oluyor.
Birkaç soru ile bitirmek istiyorum?
  • Hayatınızın hangi alanlarında kazanmak için oynuyorsunuz?
  • Kazanmaya ne kadar önem veriyorsunuz?
  • Kazanmak deyince kurabildiğiniz en büyük hayal nedir?
  • Kazanmak için çıktığınız yolda kendi ayağınıza ne tür çelmeler takıyorsunuz?
  • Bu çelmelerin farkında olmadığınız kısmını keşfetmeye ne kadar hazırsınız?
  • Maçı bir metafor olarak kullanırsak son dakikalarda verdiğiniz maçlar hangileri? Neleri farklı yapsaydınız durum değişirdi?
Nisan 2015


Ne kadar değerlisiniz? Özgecan'ın ardından...

Bir insan olarak ne kadar değerlisiniz?

Gerçekten, kendinizi ne kadar değerli görüyor ne kadar değerli hissediyorsunuz?
Bedeninize, ruhunuza, kalbinize, yeteneklerinize,  isteklerinize, ben dediğiniz her şeye ne kadar değer veriyorsunuz? Peki, bunları nelerle kıyaslıyorsunuz? Kıyaslamalarınızdan nasıl çıkıyor değer duygunuz, artarak mı azalarak mı?

Bir kadın olarak baktığınızda yukardaki sorularıma cevaplarınız ne oldu?
Bir erkek olarak baktığınızda nasıl peki sonuçlar?

Günlerdir düşünüyorum. Gündemimizi oluşturan, bizi sarsan tüm olayları, birer birer fotoğraflarla gelen haberleri, yorumları düşünüyorum.
Kadınlara ve erkeklere hadi demek istiyorum hadi bir cesaret bu bilinci değiştirmek için harekete geçmek lazım. Bir yerden başlayalım. Ama nerden nasıl?
Kendimizden başlamak gerekiyor. Önce kendi değerimizi, okulumuz, işimiz, mal varlığımız yani üzerimizde aksesuar olan her şeyden kendimizi sıyırıp oradaki özümüzle ve özümüzdeki değerlilik duygusuyla buluşmakla.

Dünyaya baktığımızda bölgesel olarak değişmekle beraber dünyanın büyük bir bölümünde ve Türkiye’de kadınların kendilerini değerli bulma ve kendilerine değer vermeleri konusunda ciddi sıkıntıları var. Bunun böyle olmasının da çok  geçerli sebepleri var. Kültür, din, etik, ahlak gibi yaşantıyı düzenleyen her türlü kanunun, kuralın içinde kadını değersizleştiren, ikinci plana iten, ve yokluğa sürükleyen yönergeler var. Dilin içinde ve gündelik yaşantının her yanına sızmış durumda. Bilinçaltı üstü bu açık ya da çok iyi gizlenmiş kodlarla çalışıyor. Sevgili Özgecan’ın ölmeden önce babası ile sohbetlerinde olmasını diledikleri “ bilinç yükselmesi” gerekiyor bunun değişmesi için. 
Kadınların rahatça yaşayabileceği, öldürülmeyeceği, tecavüze, baskıya, itelenmeye, hor görülmeye, alınmaya, satılmaya maruz kalmaması için mevcut bilincimizi yükseltmemiz lazım. Ne kadar zor bir şeyden bahsediyoruz değil mi? İşin ticari ve dünyevi tarafındaki avantajlara bakacak olursak, kimse sahip olduğu gücü kendiliğinden paylaşmak, düzenini değiştirmek istemez. Ama ey sevgili erkekler ve içindeki dişile ihanet eden kadınlar, bulunduğunuz yer insan olarak tamlığınızı deneyimleyeceğiniz yer değil. Haydi silkelenin. Ne yapsanı içinizdeki eksiklik hissi geçmeyecek çünkü ruhani boyut eksik kalıyor. Ruhani boyuta bakacak olursak asırlardır insanoğlu/kızı bunu gerçekleştirmek için her türlü eğitim ve deneyime gönüllü olmuş. Ulaşabilen olmuş, ulaşamayan da. Yol zorlu ve ancak yol arkadaşları ile alınabilecek bir yol… Buna öğretmen, dost, rehber, üstad ne derseniz deyin. İsmi önemli değil. Bu yola mütevazi hayatın içinde girmek isteyenler için başlangıç noktası neresi olabilir?

Bilinç yükselmesi içten dışa olmazsa ne anlamı olur? Gerçek olur mu? Önce ben değerliyim diyebileyim ki senin değerini anlayabileyim. Sanılanın aksine başarı değer duygusunu tamamlamaya yetmiyor. O yüzden başarılı olanlarımız, iyi mevkilerde çalışanlarımız da aynı sıkıntılar içinde.

Bu çağrı kadınlara ve erkeklere, içe doğru dönme ve oradaki dişil tarafımızla barış sağlama zamanı. İçimizdeki, çevremizdeki, evimizdeki dişili tanıma ve anlama zamanı. İçten dışa dişille olan ilişkimizi değiştirdiğimizde, herkes önce kendi kapısının önünü süpürebildiğinde dünya çok daha yaşanılası bir yer olacak. Dişil ve eril ne demek daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Bunu yapmak için atılacak adımlardan en kolayı, dilimizden başlamak. Dilimize bakalım lütfen ve içinde küfürler dahil ( erkeklerin pek çok kullandığı) kadın ve kadınla olmayı kapsayan aşağılayıcı kelimeleri, ifadeleri temizleyelim. Erkek cinsel işlevinin cezalandırıcı boyutunu küfürlerimizden temizleyelim. Bu süreçte Özgecan’ın başına gelenlerden çok üzüntü duyan erkekler aynı eylemin küfür halleri ile gösterdiler tepkilerini… Bunu fark ettiniz mi? Hemen birkaç örnek vereyim; kadın gibi koşma, karı gibi konuşma, erkek sözü ver, kadınlar hamamı, eksik etek, kadın mısın oğlum sen….. Dilden başlayalım. Bunlar en masumları. İçten devam edelim. Cinsiyet ve liderlik alanındaki çalışmalarımdan biri erkek liderliği ile ilgili. Burada yaptığımız çalışmalarda erkeklerin kadına bakışta kendi ön yargıları ile karşılaştıkları anı gözlemlemek çok ilginç ve heyecan verici oluyor. Bir uyanma anı gibi. Kadın, erkek hepimizin uyanmaya ihtiyacı var...

Bu mücadele çok üst düzey bilinç gerektiriyor sevgili dostlar. Bu üst düzey bilince geçebilmek için içsel temizlik ve uyanma zamanı. Uyanalım uyandıralım. Çevremize bu konuda destek olalım. Herkes kendisi ile beraber tek bir kişinin bilincini daha yukarı çekmek için kendine hedef koysun. Birer birer değiştirmeliyiz bu bakışı. Bakmak isteyene kitaplar, videolar, makaleler, araştırmalar, öğretmenler bolca mevcut. Hayat sevince, paylaşınca güzel. Değerli olmak, değerli hissetmek hepimizin hakkı.  Yaşamı ve değerli yaşama hakkını onurlandırmak için hareket içten dışa olmalı. Haydi başlayalım çalışmaya.

Şubat 2015


İsteğin Gücü -Will Power

Bu ay ki yazımı istek ve irade konusuna ayırdım. 

İsteklilik bir şeyi başarmada çok güçlü bir hareket noktasıdır değil mi? İstek ne kadar çoksa o kadar hararetli bir başlangıç yapabilirsiniz. Türk gibi başlamak deyimini hatırlatıyor bana. Sonuca ulaşmayı garantileyen ise iradedir. Bu da Alman gibi bitirmek olsa gerek J Çünkü çok sayıda uyaran arasından sizin için en önemli katkıyı yaratacak seçimlerin neler olduğuna karar vermek bile başlı başına bir irade sorunu haline gelebilir. Neden mi? İnsan beyni tekrarları sever. Alıştığı şeyi yapmaya devam etmek ister. Hatta yaptığı ona iyi gelmeyen bir şey olsa bile onu yapmaya devam eder. Herhangi bir davranış yeterince sık tekrarlandığında alışkanlık zincirine eklenir. Sigara içmek, stresliyken bir tek atmak, sabah kalkar kalkmaz telefona sarılıp maillere bakmak, sürekli yüksek kalorili yiyeceklerle beslenmek, spor yapmamak, kendine vakit ayırmamak, gelişimine yatırım yapmamak, kültür ve sanatla ilgilenmemek gibi. Alışkanlıklarının esiri olarak yaşayan insan bu döngüyü ancak değiştirmek isterse değiştirebilir. Kısa süre önce eski yılı uğurladık ve yeni bir yıla ait istek, dileklerde bulunduk. Hedefler koyduk. Bunları gerçekleştirmedeki istekliliğin ilk günlerde zirvede olduğundan hiç şüphem yok. Bir de şimdi kontrol edin bakalım ne durumda? İniş var mı? İstekten iradeye geçen yolda bazı çakıl taşlarını temizleyip sonuca giden yolu kolaylaştırmak, süreci daha keyifli kılmak mümkün bunun için de herkesin işine yarayacak basit ve çok güçlü birkaç önerim var. Söz veriyorum, kolay bir liste olacak;

  • ·         Güne güzel başlayın. Güne güzel başlamamanın tanımını yapın ve her gün buna uygun başlangıç yapın.
  • ·         Muhakkak iyi bir kahvaltı yapın. Hamur işi değil, beslenmede çeşitliliği kapsayan kuvvetlendirici bir kahvaltı.
  • ·         Hergün en az yarım saatinizi fiziksel bir aktiviteye ayırın. Bu esnada bir şey yapmayın, vücudunuza odaklanın
  • ·         Gününüzü sabah erken saatlerde ve zihniniz dinçken gözden geçirip önceliklerinizin bir listesini çıkarın.
  • ·         Bu önceliklerde sadece hemen yapılması gereken aciller yer almasın, hemen yapılması gerekmese de 1-3-5 sene sonra iyi ki başlamışım bak ne güzel oldu diyeceğiniz şeylere yer verin. Yer yoksa üstteki listeden bir şeyleri delege edin. Destek alın.
  • ·         Bunları muhakkak yazılı yapın, çünkü beyin sanıldığının aksine çabuk yorulur, unutur ve vaz geçer.
  • ·         Neyi neden istediğinize daha yakından bakın. Anlam duygusunu kontrol edin. Yaklaşın canım kendinize, korkmayın.
  • ·         İsteklerinizi onurlandırın. Onlara değer verin.
  • ·         Sonuçlarınızı onurlandırın, kendinize değer verin.


Nasıl? Söz verdiğim üzere kolay bir liste oldu değil mi? J istekten iradeye giden yol da insanın kendisi ile daha yakın yaşamasından, duygu, düşünce ve yaşayış şeklini fark etmesinden geçiyor. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Önce öz kaynaklarınıza etkili liderlik edin ki potansiyelinizi tam kullanın. Bir lider olarak rol model olun ve diğerlerinin kaynaklarını etkin kullanmasına da aracılık edin. Bunları birer birer alışkanlık zincirlerinize eklerseniz yaşamınızın isteklerinize ulaşmada iradeli davranarak geçtiğini ve arzu ettiğiniz sonuçlara ulaşmanın daha kolay olduğunu göreceksiniz. Günün sonunda daha çok sağlık, daha çok tatmin, daha çok kazanç var.
Şubat ayının içinde aşk var. Aşkı liderliğinize nasıl yansıtıyorsunuz? İş yapış şeklinize, isteğinize iradenize nasıl karışıyor, neler ekliyor? Yoksa davet etmediniz mi aşkı oyuna? Haydi davet edin bakalım, sonuçlarını merakla bekliyorum.
Aşkla ve aşkta kalın.

Şubat 2015

Kadınlara Liderlik Programları

Kadın Liderlerle Liderlik Kampında!

Bir tarafınızda masmavi, ilk defa görene burada bir deniz mi var duygusunu yaşatacak Sapanca Gölü manzarası, diğer tarafınızda muhteşem ve yeni uyanmaya başlayan tomurcuklarla dolu ağaçlardan oluşan pastoral bir görüntü eşliğinde dahil olabileceğiniz bir programla kendinizi yenilemek ve liderliğinizi güçlendirmek ister miydiniz? Cevap evetse sizinle aynı yerdeyiz. Mart ayının bizim için de tüm bunlara evet dedirten heyecanlı bir ay olduğunu söylemeliyim. İlkini 2012’de gerçekleştirdiğimiz kadın liderlik programının 3. Sünü açıp yeni kadın liderlerle buluşmanın keyifini yaşadık. Saklıköy eğitimlere kapandıktan sonra bizde İstanbul yakınlarında olacak, doğayla bütünleşik yer arayışları başladı. Yeni programı gölün muhteşem manzarasına komşuluk eden, Avrupa’nın birincilik ödülü olan Spa’sı ile Richmond Nua’da yapmaya karar verdik. Programı bu tür yerlerde yapmayı seçmemizin sebebi, şehir yaşamının koşturmacasında olan bedenlerimizi doğaya yakınlaştırmak. Konaklamalı bir program olmasının nedeni ise içeriğin çok yoğun olmasının yanı sıra aynı anda pek çok şapkayı taşıyan, çok fonksiyonlu ve sürekli devinim halinde olan “çalışan, başarılı, kadın lidere”  şöyle bir soluklanacakları alanı yaratabilmek. Programımıza birbirinden farklı sektörlerden kadın liderler katılıyorlar. Beraber geçirdiğimiz ilk bölümde daha çok içe dönük çalışmalar yapıyoruz. Yeni grubumuzdaki sevgili kadın liderlerle çalışmaya bir lider olarak ben kimin sorusu ile başladık. Kadınlarla çalışma yapmanın güzel taraflarından biri yabancı bir grup olarak başlayıp birbirini destekleyen halkalara dönüşüyor olmak. Bu desteğin, burada oluşan sevgi ve enerjinin daha sonra da devam etmesi.

2007’den bu yana duygusal zeka alanında çalışmalar yapıyorum. Bunu yaparken müşterilerimle EI Profile ( Londra merkezli JCA şirketinin tescilli ürünü) isimli bir analiz çalışmasını kullanıyor ve müşterilerimin duygusal zeka haritaları ile liderlikleri arasındaki ilişkiyi işaret ediyorum. EWLP Kadın Liderlik programımız benim bu alanda yıllardır yaptığım çalışmaların sonucunda ortaya çıkan “kadın liderlerin” ihtiyaç alanlarına uygun olarak tasarlandı. Bu tasarımı ben, sevgili kardeşim klinik Psikolog Cenk Kahvecioğlu ve sevgili dostum meslekdaşım Bilge İnal beraber yaptık. Sahnede de yan yana duruyor program süresince liderlerimize yoğun ve özenli bir ilgi gösteriyoruz.
Birinci modülde içe doğru bakarken her grupta karşılaştığımız şeylerden biri kadın liderlerin liderlikleri konusunda düşünmeye çok vakit ayırmadıkları.  Daha önce düşünmedikleri açılardan liderliklerini düşünüp yeni tanımları ortaya koymaları onlara ilham veriyor. Diğer bir dikkat çeken husus kadın liderin hedef koyarken kendi potansiyeline göre daha çekingen davrandığı. Nerede bulunduğunun, ne kadar büyük bir kitleye liderlik ettiğinin önemi yok, kendi potansiyelinin gerisinde hareket ediyor.Çölden Liderlik dersleri yazımda paylaşmıştım. Sevgili Akbar’ın altını çizdiği önce cüret etmek, sonra deklare etmek kısmı kadın liderler için çok anlamlı öneriler. Programımızda kendilerini nerede ve nasıl durdurduklarını fark ediyor, ayrılırken kendileri ve liderlikleri ile ilgili daha yüksek hedefler koyarak ayrılıyorlar.

Kadın liderin bir lider olarak güvenilirliğe çıkardığı davetiye özellikle iki alanla yakından ilintili, bunlardan biri kendini ne kadar açabildiği. İş hayatında uygun oranda kendini açarak paylaşması anlamına da gelen bu alan, karşısındaki kişilerin onun davranışlarını ön görebilmesi ve kendini güvende hissedebilmesi açısından kritik. Diğer bir alan da duyguları yönetmek. Kadına yöneltilen en haksız eleştirilerden biri olan “duygusallık” yaftası onu kendi evinden hareket etmekten alı koyuyor ve bugün çeşitlilik çalışmaları ile oyunda daha yukarılara doğru davet alan kadının aslında kurumsal hayata taşıyabileceği en değerli şeylerden biri. Programımızda kadın liderler normal zamanda ve zor anlarda nasıl davrandıklarını fark ediyor kendilerini sağlıklı bir şekilde paylaşma, duygularını anlama ve yönetebilmede ustalaşıyorlar. Bu alanlarda ustalaşmak yukarı doğru tırmanırken daha güvenilir ve rahat takip edilir kılıyor. İçindeki kaynağı keşfeden kadın ne kadar zengin olduğunu tekrar keşfediyor.

Mayıs ayında ikinci modül için Sapanca’ya geçiyoruz. Çok yakında yeni modülleri ekleyeceğimiz programlarımıza bekliyoruz sizleri ve çevrenizdeki kadın liderleri. Kadının elinin değdiği yerleri değiştirmek üzere.